![]() |
"Sinema
eleştirmenleri tarafından 2.sınıf sayıldık" .................................................. |
||||||
YILMAZ
ATADENİZ . ...........................
..
Dünyaca ünlü , Video Watchdog sinema-video dergisi Türk sinemasının Süpermen'i diye tanımlıyor Yılmaz Atadeniz'i... Günümüzde kült olan fantastik filmi "Kilink", hayatı ve filmleri üzerine tam 7 sayfa Atadeniz'e ayrılmış. Türk sinemasına yönetmen, yapımcı ve senarist olarak 150'ye yakın film kazandıran Atadeniz, Türk sinema eleştirmenlerine ve basına biraz kırgın. Dünya basınında gördüğü ilgiyi Türkiye'de göremediğini düşünüyor. Üstelik bu yabancı basında ilk yer alışı da değil. 2002 yılında bir Amerikan dergisi Atadeniz'e 18 sayfa yer vermiş "Maalesef
fantastik film yapan, avantürel film yapan yönetmenler, eleştirmenler tarafından
2. sınıf sayıldık ve bizi pek umursamadılar. Halbuki 2002 yılında Amerika'dan
bir mecmua geldi ropörtaja ve bana Yılmaz Atadeniz olarak tam 18 sayfa yer
verdiler. Türk sinemasında hiçbir eleştirmen, hiçbir mecmua benim hakkımda
18 sayfa yazmadı. Bunlar çok acı şeylerdir". "Atadeniz'in Fantastik ve avantür filmler macerası 1960'ların ortalarında başlar. Birbiri ardına pek çok film çeker. Bunların çoğu çizgi romanlardan, Amerikan filmlerinden esinlenerek gerçekleştirilmiş filmlerdir. Seyirci büyük ilgi gösterir. Düşük bütçeyle kısa zamanda ve teknik imkansızlıklar içinde üretilen bu filmler, Atadeniz'in hayal gücünün zenginliği, yaratıcılığı, özverisi sayesinde gerçekleştirilen filmlerdir. Çocukluğundan beri çizgi romanlara düşkün olan Atadeniz'e Kızılmaske, Batman, Phantom, Killing ve bunlar gibi birçok çizgi roman ilham kaynağı olur. İtalyan çizgi roman olan "Kilink"i dünyada ilk defa filmleştiren Atadeniz'dir. Dünya sinemalarıyla eş zamanlı Türk-Batı sentezi kahramanlar yaratır. Avantürel filmlerde de bu etki kendisini gösterir. Yılmaz Güney ile çevirdiği avantürel film olan "Kovboy Ali" bunun en iyi örneklerinden biridir. Atadeniz fantastik ve avantürel filmlerde hiçbir türe birebir bağlı kalmayarak bir anlamda kendi türünü yaratmıştır. Yılmaz Güney ve Yılmaz Atadeniz birlikteliği de bu yıllara denk gelir. Birlikte pek çok avantürel film çekerler. Bu filmlerle birlikte Yılmaz Güney imajı da belirlenecektir, "Çirkin Kral". Birliktelikleri Güney'in toplumsal filmlere yönelmesine kadar devam eder. Aslında toplumsal film sinyalleri daha o dönemlerden verilmektedir. Şimdi "Kovboy Ali"yi biliyorsun. Amerikan sinemasını seyretmiş onun tesiri altında kalmış bir kovboy gibi hareket eden bir adamı ve başından geçen her olayın onu hapishaneye götürdüğü bir adamı anlatır. Amerikan sinemasını eleştiren bir filmdir aslında. Yani insanların üzerinde Amerikan sinemasının, o silahın, o öldürücü şeyin ne kadar tesir bıraktığının görüntüsüdür. Şimdi şöyle düşünelim; Yılmaz o devirde her filmde topluma bir mesaj vermek istiyordu. Bunu yapabilmesi için ilk önce Yılmaz'ın merdivenleri çıkması yani şöhret olması lazımdı. Biz öyle filmler yaptık ki "Çirkin Kral"lar, "Kovboy Ali"ler, "Yedi Dağın Aslanlar"ı,"Güney Ölüm Saçıyor"lar veya buna benzer filmler, öyle ki Yılmaz'ı şöhret yapmakla kalmadı, şöhretin üstüne çıkardı. Atadeniz'le, avantürel ve fantastik film çekimlerinden, seks filmleri dönemine, Yılmaz Güney imajı, evliliği, bu güne kadar hiç yayınlanmamış set anılarından; Kızıkmaske'lerin, Süpermen'lerin, Killink'lerin, Zoro'ların, Çirkin Kral'ların, Komando Behçet'lerin dünyasına uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik. |
||||||
SÖYLEŞİ:
Tülay YAVUZ- Zeynep KESEMEN |
||||||
| TY- Fantastik filmlere ilginiz nasıl başladı? YA- Benim fantastik filmlere ilgim çocukluktan, o zamanlar okuduğumuz o güzel fotoromanlardan başlıyor. Zira bizim zamanımızda "Çocuk Sesi" gibi, "Binbir Roman" gibi orijinal çocuk mecmuaları vardı. Özellikle "Binbir Roman" ın içindeki her fotoroman Amerika'dan birebir getirtilmişti.Bunların içinde "Kızılmaske", "X-9", "Mandrake", Maskeli Suvari","Tarzan" ve sonradan "Bay Tekin" diye seyrettiğimiz filmlerin de fotoromanları vardı. Biz bunlarla büyüdük. "Kızılmaske"den "Casuskıran" filmime, "Maskeli Şeytan" dan "Maskeli Beşler" filmime kadar bütün bunlar benim kafamdan kendi özverimle çıkmış olaylardı. TY- Fantastik filmler çektiğiniz dönemlerde Türk sineması Melodram ağırlıklı filmler çekiyordu. Nasıl karar verdiniz. Risk değil miydi? YA-Sinema hayatıma asistan olarak başladım. Çalıştığım filmler malum aile filmleriydi. O dönemler hiç avantür film yoktu ve bu sinemada büyük eksiklikti.Fakat sinemada avantür film yapmak ucuz değil pahalı bir sistemdir. Ayrıca avantür filme gerekli parayı harcarsanız, birkaç mislini geri almak imkanınız vardır. Ucuz yaptığınız zaman gülünç olursunuz. TY- Fantastik ve avantürel filmler toplumda nasıl karşılandı? Avantürel filmler salon filmleri gibi değildir. Salon filmlerini seyirci bir defa seyreder ikinci kez seyretmez. Avantür filmleri ise 4-5 kez seyreder. Daha fazla seyredenler de olmuştur. Mesela avantür film yaptığımız zaman bu filmlerden aldığımız senetler vardı. Bu sayede biz salon filmlerinin senetlerinin de ödenmesine yardımcı olduk. Ayrıca Türk seyircisi kadar vefalı bir seyirci tanımıyorum. Zira devlet 1990'a kadar Türk sinemasına yardım etmedi. Hiçbir banka kredi vermedi. Bizim yanımızda olan, bizi destekleyen bir kuvvet vardı, kendi halkımız... İkinci kuvvetimiz, 3000 tane, sizin anne-babanızın bildiği bahçe sinemalarıydı. O bahçe sinemaları bizi en çok destekleyen halkla doluydu. Ve biz o halk sayesinde Adana yöresinden ilk senetlerimizi alıyorduk. O senetlerle hayalini kurduğumuz filmleri yapabiliyorduk. TY- Sinema çevreleri bu filmleri nasıl karşıladı? O devirde maalesef
fantastik film yapan, avantürel film yapan yönetmenler eleştirmenler
tarafından ikinci sınıf sayıldık ve bizi pek umursamadılar. Halbuki
2002 yılında Amerika'dan bir mecmua röportaja geldi ve bana "Yılmaz
Atadeniz" olarak tam 18 sayfa yer verdi. Türk sinemasında hiçbir
eleştirmen, hiçbir mecmua benim hakkımda 18 sayfa yazmadı. Bunlar çok
acı, şeylerdir. YA-Şimdi "Kilink"e başladığımız zaman film müthiş tuttu. "Kilink"i yaparken; yer tramplenlerinden tutunda, tronbolin dediğimiz, yüksekten atlayacağımız zaman, altında kauçuk yatakları olan, sağlığa zarar vermeden büyük zıplamalar yapabileceğiniz, yani normal bir insanın yapamayacağı hareketleri yapar gösterecek bir teknoloji kullanıyorsunuz. Kendimiz üretiyoruz bunları ve böyle filmler yaptığımız zaman tabii ki neticesinde halk çok ilgi gösteriyor. Mesela "Kilink"i Eskişehir'de oynattığımız zaman, o hafta aldığı paraya inanamadık. O devirde bir Türkan Şoray'lı, Fatma Girik'li, Hülya Koçyiğit veya Filiz Akın'lı; erkeklerden ise Ayhan Işık, Ediz Hun'lu filmlerin, 1 haftalık kazancı 5000 TL civarında idi . "Kilink" Eskişehir de bir haftada 24.600 TL kazandırdı. Ben şimdi oturduğum evin ilk kaporasını o paranın üstüne biraz ekleyerek verdim. Şimdi Etiler de bir katım var. Avantür film Türk seyircisinin daima tuttuğu bir film tarzıdır. Ona gerekli parayı sermayeyi harcamak şarttır. TY-"Kilink"
serisinden bir tanesini seyrettim. Ses, ışık, kamera açıları, aksiyon
dönemin birçok Avrupa ve Amerikan filmlerini aratmıyor. O dönemin teknik
olanakları, bütçesi kısıtlı olmasına rağmen nasıl bu kadar başarılı
sahneler YA-Mekanları iyi kullanırım. Mesela ben sinemada film çekmediğim zaman mekan dolaşan insanımdır. O mekanda en güzel açılar hangisidir, hangi saatler en iyidir, güneş ne zaman en uygundur diye hesabını yapmışımdır. Yani avantürel filmde mekan çok önemlidir. Mesela "Kilink" filmini gördün, ikinci kısımda adaya gelirler, adanın altında sanki bir tesis varmış gibi kullanacağız. Adaya gelirler, dekora girerler, mağaraya girmiş gibi gösteririz. Kapak açılır içinden geçilir. Girdiği yer Silahtarağa'daki elektrik santralidir. O zamanlar çalışıyordu. Kazan dairesine girerler, oradan yukarıya çıkarlar, bütün İstanbul şebekesini görürüz ve oradan yine geçerler, bir kapı açılır, girdikleri yer klüp saattir. İlkyardımın karşısında pavyon olarak kullandığımız yerdir. Hep malzeme olayı, mesela orada bir alev makinesi kullandık, alev makinesini kimse bilmiyordu. Hele o apartmandaki brovür var ya o brovür'ü oradan aldım oralara getirdim, Ada'ya da götürdüm. 4-6 metre alev fışkırtıyor. Bunları Klüp Saat'e nasıl sokmuşuz, nasıl gözüm kara, alev topu yapmışız, yani orası her an patlayabilecek bir yer ve tek çıkış yolu var. Galata Kulesi'nin tepesinde, kurşunlu kısmında kavga çekmişiz. Velhasıl birçok yenilikleri yaparak bir yerlere geliyorsunuz. TY- Fantastik filmler yaptığınız dönemlerde dünya sinemalarında durum nasıldı. Ne tür örnekler vardı? YA-"Kilink"lerin
ilk olarak Avrupa'da fotoromanını yapmışlar, biz ise filmini yapmışız.
Gerçekten mükemmelini yapmışız. "Kilink'i gördüğün zaman kıyafet
değiştirmesi vardır mesela. İrfan Atasoy gelir "şasem" der,
bir duman çıkar. O duman sonra dağıldığı zaman uçan adam kıyafetini
giymiştir. Şimdi, bir tasın içerisindeki barutu ayaklarımın dibinin
içine koyuyordum. Önce kendimde deniyordum sonra oyuncu ile çekiyorduk.
Oyuncuyu inandırman lazım olabileceğine.Muhakkak
ki Amerikan sinemasının benim üzerimde çok etkisi olmuştur. Fantastik
ve avantüryel filmler seyretmenin bende yarattığı izlenimlerin çok faydasını
gördüm. Mesela "Maskeli Beşler"i çekerken aslında ben "Maskeli
Beşler"i kendim çekiyorum zannettim. Halbuki filmi seyrettiğim
zaman, Amerikan sinemasının bende bıraktığı izleri gördüm. Kendi bilincimde
o haklar bana aitmiş gibi geliyordu. Öyle de olsa, ben onları çok değiştirerek
çekiyordum. Çünkü siz çocukken seyrediyorsunuz filmi.13-14-15 yaşlarında
seyrediyorsunuz. Aynı filmi bugün seyrettiğiniz zaman çok farklı şeyler
görürsünüz.Amerikan
sineması öyle etkin ki, mesela bir Kızılderili'nin elinde sadece bir
mızrağı var, oku var; karşı taraftaki adamın elinde ise 6 patlar Smith
silahı var ve biz mavileri alkışlardık, Kızılderili'leri tutmazdık.
Halbuki burada cesaretli olan kim? Tabancaya doğru koşan baltası veya
tek bıçağı olan adam. Sen tabancalı adama koşabilir misin? Koşamazsın
yani Kızılderili'lerin ölümlerini biz alkışlıyorduk. Sonradan bunun
böyle olmadığını anladık. TY-Çektiğiniz fantastik filmlerdeki kavga sahneleri hep merak konusudur. Nasıl çekiyordunuz o sahneleri? YA-Bizim bir avantajımız vardı o devirde, maalesef şimdi olmayan, çok gönüllü, kavga etmesini bilen ve düşmekten kalkmaktan korkmayan, merdivenden düşen, herhangi bir masadan düştüğü, bir iskemleye vurduğu veya camdan dışarı fırladığı zaman bütün bunları hakkıyla yapacak, yapmayı bilen insanlar vardı. 50 kişiye yakın bu işi yapan insan vardı. Şimdi onların kırıntıları kaldı. Hüseyin Zan, Ahmet Karaca, İhsan Gedik, Mehmet Yağmur, Tarık Şimşek'ler vardı. Jönler de kavga etmesini biliyordu. Behçet'le, Kazım'la, Kadir İnanır'la, Eşref Kolçak'la, Ayhan Işık'la, Ekrem Bora ile bütün kavga sahnelerini mükemmel çekebiliyorduk. Çünkü bu bir biçim meselesiydi. TY- Bu biçim sizin insiyatifinizde miydi ? YA-"Kızılmaske"den
tutun da "Casuskıran"a kadar, "Maskeli Beşler"den
tutun kovboy filmlerine kadar bütün bunlar hep benim kafamdan, kendi
özverimle çıkmış olaylardı. Mesela senaryoda Zeynep ile Fatma kavga
ettiği yazar, sadece bir kelimedir. Ama o kavgayı kaç plan çekersin;
en aşağı 30 planda, ama onu siz kendiniz ayarlarsınız. TY- Günümüzde avantür film yok gibi bir şey. O zaman daha mı kolaydı avantür film çekmek. Yoksa günümüz seyircisi avantür film izlemek istemiyor mu artık? YA-Artık avantür film yapmanın çok zor olduğu kanaatindeyim. Çünkü o malzemeyi kaybettik biz. Ne Kudret Karadağ'lar var ne Giray'lar var. Mesela Kudret Karadağ'la bir film çekiyoruz, filmin ismi "Kader Arkadaşım". Cüneyt Arkın'la çalışıyorum. Ben tarif ediyorum şöyle yapacağız, şu olacak, bu olacak, Kudret geldi "Yılmaz abi biz kaç senedir seninle çalışıyoruz" diye sordu, söyledim. Bunun üzerine dedi ki; " Ben 20 yaşında sinemaya girsem 25 sene geçti, şimdi 45 yaşındayım. Sen benden hala 25 yaşındaki hareketleri bekliyorsun". Ben de dedim ki; "Yeni yetişen yok sizler bunun en mükemmelini yapıyorsunuz". Yani merdivenden düşüyor olmadı yeni baştan. Merdivenden düşmek bir sanattır, çünkü düşerken mutlaka bazı bölgelerin korunma altına alınması gerekir ve ben koruma altına alarak mümkün olduğu kadar kazasız belasız film çekmeye çalıştım. TY- Bu sahneler riskli değil miydi? Büyük yaralanmalar gerçekleşebilirdi. Şimdi diyelim ki kostümle film çekiyorsunuz (kılıç, kalkan) öyle şeyler hesap ediyorsunuz ki; mesela Rumeli Hisarın'da "Yedi Dağın Aslanı"nı çekiyoruz, Yılmaz Güney'le yanında askerleri Erol Taş var, Kadir Savun var. Nebahat Çehre ile bir sahne çekliyoruz. Kadir de Allah rahmet eylesin çok uyanık bir adamdı filme karşı. Rumeli Hisarı'ndaki yandaki merdivenleri düşünün, öyle bir ayarladım ki; 3 kişiyi saldırttım, aşağı indirttim kılıçla. Kadir'in de arkasını döndürttüm, arkadan gelen iki kişi Kadir'in üstüne atlayacak, Kadir'in haberi yok. Malum korunaklı taçlar var o eski Bizans başlıkları... Ben dedim ki; "Kadir arkasını dönerse şu noktadan atlarsınız". Biz çekim yapıyoruz Kadir'in haberi yok, ama nasılsa farketmiş. Şöyle göz ucuyla gördü, kenara bir çekildi, o iki herif yere çakıldı. O çinko başlıklar kafanın içine çakıldı. Kan fışkırıyor. Yani Avantür film sahneleri çelmek de rizikoluydu. Ne bileyim bir Faruk Panter bir daha gelmedi. TY- Oyuncuların da özverisi büyükmüş. YA-Mesela, Zeyrek'te "Casus Kral"ı çekiyoruz. Zeyrek'te kilise zamanından kalmış bir balkon kısmı var bir de tepede bir kanca vardı. Oraya halat bağladık. Sanki Tarzan gibi aşağıya sallanılacak. Oyuncuya dedim ki "ip esner, çünkü halat kalın, poponu vurabilirsin kuyruk sokumun zedelenir", "Yılmaz abi sen merak etme hesap ettim" dedi ve biz çekerken, adamcağız tuttuğu ipi iki elle aşağıya almasa hakikaten çakılacaktı. Yani fantastik filmlerde kavga eden adamların çok önemli olduğunu hesap etmek lazım. Mesela siz jönsünüz, yumruk atıyorsunuz, yumruk atmak kolay, yumruğu yemek çok önemli. Yumruğu yiyen kişinin o hareketi en mükemmel şekilde alarak yuvarlanması, 2-3 metre dışa veya alta fırlaması, masaya iskemleye falan çarpması lazım ve bunu önden görmeyecek arka arka giderken yapacak. Bütün bunlar bir ekip meselesi. Fantastik film yalnız düşünmek değil realize etmektir aslında. TY-"Kilink"
serisinden önce Yılmaz Güney'le birliktle birçok avantür film çektiniz.Yılmaz
Güney filmlerinin toplumsal film tohumları o dönemde mi başladı? İmajı
bu filmlerde mi oluştu? YA-İlk önce Yılmaz'ın merdivenleri çıkması yani şöhret olması lazımdı. Biz öyle filmler yaptık ki, "Çirkin Kral"lar, "Kovboy"lar, "Yedi Dağın Aslanlar"ı, "Güney Ölüm Saçıyor"lar veya buna benzer filmler, öyle ki Yılmaz'ı sadece şöhret yapmadı, şöhretin de üstüne çıkardı. Mesela, birgün setten dönüyoruz, kırmızı ışık yandı durdu araba. Geçen halk Yılmaz'ı farketti birdenbire. O 15 kişi, 50-60 kişi oldu ve Yılmaz Güney diye bağırarak arabaya yumruk atıyorlar. Ama yumruğu arabayı parçalayacak gibi değil, şevkle atıyorlar. Yılmaz çıktı, iki elini havaya kaldırdı, sustular. Dedi ki; " Bu arabayı bana siz aldınız, yenisini de yine siz alacaksınız, isterseniz parçalayın." O halk bizi içerde oturuyorken havaya kaldırdı. Yani Yılmaz her filminden sonra daha da ünlendi. TY- Toplumsal filmlere geçişi nasıl oldu ? Avantür filmlerden sonra "Arkadaş" filmini yaptı. Yani Yılmaz başka türlü bir adamdı. Hapishaneye girmesi bile yanlış bir olaydı. Yani Yılmaz maceracı, müthiş sinemasever ve çok dolu, sinemaya aşık biriydi. Pamuk tarlasında pamuk toplamış, sabahın dördünde kalkmış, akşamın beşine, altısına kadar Adana'nın güneşinde bir pamuk tarlasında olmanın acısını yaşamış (ben hiç yaşamadım), onun için bir "Umut"u çekebiliyor. Yani oradaki bir arabası olup, bir atı olan adamın hikayesini çekebiliyor ve mesaj veriyordu. Bütün yaptığı filmlere dikkat et! "Arkadaş" filminde ben başka filmdeydim. Acar film stüdyosunda filmi çekiyor, bir gün sonra çektiklerini seyrediyor. "Yılmaz abi gel seyret" dedi. "Çünkü ben burada ne yumruk attım, ne tabanca çektim ne de adam vurdum" dedi. Filmi seyrettiğim zaman "sen yumruktan, tabancadan daha önemli bir şey yapmışşın" dedim." Abi farkettin mi?" dedi. "Tabii" dedim. "Sınıf farkını ortaya koymuşşun". Yani biri donarken, üşürken diğeri kaloriferciye diyor ki; "Abi kapat şu kaloriferi bu ne sıcak". Sınıf farklılıklarını ortaya çıkarıyordu. Filmlerine dikkat edin yaptığı filmlerin hepsi genellikle mesaj filmidir. Türk toplumunda eksik kalmış yerleri toparlamaktır. Çoğunda öyledir. TY- İmajını avantürel filmler belirledi diyebiliriz... YA-Tabii, şöhrete öyle fırladı. Daima haksızın yanında oldu, haksızı korudu. Zalimlere karşı çıktı.Bolu'da Çizmecioğlu diye bir otel var. Otelde cuma akşamları bütün Bolu'daki üst kademe hanımları ile eğleniyorlar. Bizi de filmin yönetmeni ve Yılmaz Güney olarak davet ettiler. Masada kaymakam var, vali var, kuvvet kumandanı, emniyet amiri var. Yılmaz çift tabancalı, siyah şapkalı, yelekli o kostümüyle... Gittik yedik içtik. Akşam 11 civarında dedim ki ; " Biz müsaadenizi rica edelim, çok da geç kaldık. Sizi kıramadık. Geldik ama yarın sabah yine çalışacağız." Ekipte Cahide Sonku , Ali Şen var. Velhasıl gittik, geldik. Bolu'nun merkezinde bir otelde kalıyoruz, altında lokantası var. Yılmaz hep midesinden rahatsızdı." Ya Yılmaz ağabey! Bir soda içeyim ondan sonra yukarı çıkarım" dedi. Benim odam birinci katta, odama çıktım paltomu çıkarttım. Aşağıdan 3 el silah sesi geldi. "Eyvah" dedim. "Hudutların Kanunu" filminde Kilis'te olan olay tekrarlandı. İndim aşağıya, lokantaya girdim. Lokantada tabi gece olduğu için perdeleri kapatmışlar. İçeriye girdim 4 tane ayna var. 3 aynada kurşun izi pençe pençe. İlk yaptığım iş, sigara tablaları vardı camdan, onu yakaladım aynaları kırdım. Prodüksiyon amiri geldi, "hemen bana bir sahte tabanca getir, Yımaz'ı da al götür" dedim. O çıktı, sahte tabanca geldi. Belime taktım, çocuklarla konuşurken bekçi geldi. "Bir silah atılmış" dedi. "Evet, silah atıldı" dedim. "Silah atmak yasaktır beyim!" dedi ; "Ama sinema silahı!" dedim. Belimden çıkarttım. Sinemada nasıl oluyor diye sorunca, bende döndürdüm, ateş ettim; dan dan! Korktu, gerçek silah zannediyor. "Mermi yoktur bunun içinde" dedim. Görmek istedi gösterdim. "Öyle mi beyim" dedi ve gitti. Ben yukarı çıktım, Yılmaz'a "ne oldu" dedim. "Benim hiç kabahatim yok" dedi. İçerde 3-4 kişi oturuyorlar bir masada , yanda da 1 kişi oturuyor. Yılmaz bir soda istiyor. "Ağabey viski, votka ne istiyorsan" diyorlar. Oradan birisi kalkmış, "ben yarım saatir rakı istiyorum kimse vermiyor, konuşmaya gerek yok, bunların herşeyleri sahte, bir bok yemezler" demiş, belinden silahı çıkarmış, "bunlar erkek bile değildir tabancaya el bile süremezler, Yılmaz gel ateş et!" demiş. Hadise bu. Olay basına yansımadı. Kimin sayesinde? Benim uyaklığım sayesinde. ...Ve Yılmaz'ı kaçırdık. Oranın emniyet amirleri, valileri beni çağırdılar, dediler ki; "İyi şeyler yapmışsınız, anladık ama Yılmaz gelsin ifade versin, basacaklar Yılmaz'ı tevkif edecekler, haber duyulmuş, insanlar konuşmuş". Ben dedim ki ;" Yılmaz'ı getireceğim burada ifade verecek". "Buradaki işleri iptal edin gerisini İstanbul'da tamamlayın" dediler. İstanbul'da tamamladık. TY- Çalışılması kolay bir oyuncu muydu? YA-Ben
43 senedir evliyim, karımın bir lafı var; " Yılmaz'ı idare edemeyen
kadın değildir". Bir kadının görüşü bu. Yılmaz birçok kadınla beraber
oldu, çok munis bir adamdı. Mesela Nebahat ile evli değiller beraber
yaşıyorlar, "Kibar Haydut" diye bir film çekeceğiz o kopya
yok ortalıkta. İlk gün Pangaltı'da bir lokanta vardı orada çalışacağız,
Çetin İnanç da asistanım o zamanlar. Işıkları hazırladık Yımaz geldi,
Nebahat yok yanında. "Nerede" dedim. "Abi Nebahat'i bırak,
Sema Özcan gelsin, İlke Özen gelsin onlarla çalışalım" dedi. "Olmaz
Çetin git Nebahat'i al evden getir" dedim. "Abi gitmesin lüzumu
yok" dedi. Beni dinlerdi bana karşı çok saygılıydı. "Gelsin"
dedim. Kavga etmişler Nebahat ağlıyor. Dedim ki; "Sahneyi değiştir",
kız snop bir kız, o da avantürel bir adam rolünde. Öyle laflar söyle
ki, kız gerçekten ağlasın. Lafları değiştirdik. Biz bunları barıştırdık, o filmin sonunda Hilton'da evlendiler. O filmin içerisine evliliklerini çektim ve koydum. O film yok ortalıkta. Belgesel bir film aslında. Başımızdan böyle şeyler geçti.
YA-Kadir İnanır'ı da , İbrahim Tatlıses'i de taklit ediyorlar. ZK- Ben şunu merak ediyorum, doğudan geldiğinde siyasi düşünceleri olgunlaşmış mıydı yoksa filmlerin etkisiyle mi toplumsal gerçekliği görmeye, hissetmeye ve düşünmeye başladı? YA-Yılmaz
Güney Türk sinemasının bir heyecanı idi. Bir penceresi idi. O pencereden
biz dünyaya açılabilirdik Yılmaz'la. Maalesef biraz da Yılmaz'ın hataları
dolayısı ile sosyal şeylere katılması dolayısıyla olmadı. Ama Yılmaz'ı
zorla sokuyorlardı. Yılmaz da delikanlılığın arkasındaydı, filmlerinin
tesiri altında kalmıştı. Bunun aksini söyleyemezsin. Yani sen de söyleyemezsin
ben de. Ben seni dünyanın en güzel kadını ilan edeyim. Seni herkes dünyanın
en güzel kadını kabul eder kardeşim. Hiç kimse aksini söyleyemez. En
zengin adamı ilan edeyim, herkes öyle kabul eder. Yani toplumsal bir
olay. ZK- 74-80 yılları arasını değerlendirir misiniz? YA-O dönemde Avrupa'dan İtalya'dan erotik filmler geldi. Bir de Uzak Doğudan Çin filmleri, Honkong filmleri yani karate filmleri geldi. Hatta hiç unutmuyorum, "Belanın Kralı" diye bir film yapmıştım şimdiki Dünya Sineması'nda oynuyor idi. Bunun karşısında Atlas Sineması'nda ünlü bir karate filmi oynuyordu. Biz üstüne 10.000.000 lira para ödemek durumunda kaldık. Öbür tarafta erotik filmler yapmışlar, oynuyor, kapılar kırılıyor. Sen burada normal bir film yapmışsın yerlerdesin. Onlar yaparlarsa biz de yaparız dediler. Böylece 74 senesinden itibaren bir erotik film furyası başladı. ZK- Hala 74'ü anlayamadım. Bir sürü film yapılıyor ve ailelerimizle gidiyoruz. Birdenbire ne oluyor orayı tam çözemiyorum... YA-Şimdi
yaptığımız aile filmlerini bırakıyoruz. İtalyan tipi erotik filmler
çıktı ortaya. Karşı tarafta kadınların çıplaklığı başladı. Bu filmler
ilgi görüyor ve enteresandır kadınlar matinesi bile yapılıyordu. Kadınlar
belkide o filmlerden öpüşmesini, şevişmesini öğrendiler. Bizim halkın
birçok olayda toplumsal eksiklikleri var. Biz kadın erkek ilişkisini
henüz çözmüş değiliz. Bir kadının bir erkek kadar birçok şeyden zevk
alabileceğini düşünemiyoruz bile. Burada, 74 senesinden sonra bir değişim
bir dönüş oldu. Erotiğe dönüş olunca aileler filme gelmemeye başlıyor.
Filmlerde erkek kadın yatağa atlıyor sevişiyorlar. Erkek 10 kadınla
ilişkiye giriyor. Kadın oradan kalkıyor oraya gidiyor. Siz çocuğunuzla
seyretmek ister misiniz? Bütün bunlar, anne babaların sinemaya olan
ilgisini aldı götürdü. Erovizyon geldi seyrediliyor ,sesli çekilmiş
dublaj değil ve teknoloji yavaş yavaş değişmeye başladı. ZK-Türk sineması nasıl etkilendi? YA-Bunun
bize en büyük kötülüğü şöyle oldu. Bizdeki en büyük seyirci kitlesi
kadın seyircidir. Kadın ve çocuk bir filmi tuttuğu zaman o filmin kazanmaması
diye bir ihtimal yoktur. Biz kadın seyirciyi 74-80 arası kaybettik.
Kadın sinemaya çocuğuyla gelecek evde bırakamıyor. Çocuğa herhangi bir
erotik sahne seyrettirebilir misiniz? Seyrettiremezsiniz. Bundan dolayı
aile kendini çekti. Televizyon
girerken sinema önlemini alamadı. Niçin o bahçe sinemaları kapanırken
biz kılımızı kıpırdatmadık. En büyük kabahatimiz budur. Halbuki bahçe
sinemalarımız bizim piyasamızdı. Biz piyasamızı kaybettik. Düşünün 3000
tane sinema kapanıyor ve siz 250-300 sinemaya düşüyorsunuz. Sizin piyasanız
kalır mı? Kalmaz. Onun için bana göre bahçe sinemalarımızı kaybettiğimiz
an, Türk sineması muhteşem sinemalarına geri dönemez hale geldi. YA-Şöyle
bir bakın, benim Suzan Avcı'sız filmim çok az. Öyle bir oyuncu düşünün
ki 300-400 tane filmde oynarken bir giydiği tuvaleti bir başka filmde
giymeyen bir kadın. Size elbise alarak geliyor. Siz diyorsunuz ki sahne
şöyle, gardolabından elbise bularak getiriyor ve başka filmlerde de
bunları kullanmamaya dikkat ediyor. Mesela Cüneyt Arkın'ın bir ekoseli
ceketi vardır, boyuna onu giyer kardeşim. Dersin ki "giyme","
benim yok ki siz alın" der. Yani kadınlarımız Türkan, Hülya dahil
o filmlerde oynarken, Suzan bütün parasızlığına rağmen ne güzel şey
ki kıyafetlerini değiştirebiliyor ve uyum sağlıyor.Behçet Nacar dersen,
Türk sinemasında 2 tane arabanın çarpışması, uçurumlardan atılması,
ortasından patlaması gibi benzer birçok şeyler Behçet'le anlaşarak olmuştur.
Behçet, temiz, derli toplu bir adamdır. Mesela benim yaptığım "Komando
Behçet" var. Daha Televizyonda gösterime almadılar bile. Hiç gösterilmedi,
ne o, içinde Behçet var diye seyrettirmiyorlar. DİĞER RÖPORTAJLAR |
||||||
"TÜRK
SİNEMASI'NIN PARLAK BİR DÖNEMDE OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM
!" |
||||||
"TÜRKİYE'DE
SİNEMA SANAT OLAMAMIŞTIR" |
||||||
"KONSERVATUVAR
EĞİTİMİNİ YANLIŞ VE SAKAT BULUYORUM" |
||||||