60'ların sineması 4 ayrı genç kız yüzünü tanıttı bize. .......................................................................................................anasayfa
Filiz Akın ile batıya yönelik,
Fatma Girik ile erkek gibi kadın,
Türkan Şoray ile şuh,
Hülya Koçyiğit ile ise masum, acı çeken ama saflığını asla kaybetmeyen örnek genç kız yüzünü tanıdı Türkiye.
O yıllarda yalnız Türkiye değil, Türk filmlerinin oynadığı bütün ülkelerde sinema seyircisi onu sahiplendi. Onunla ağladı, onunla güldü. Koçyiğit her ailenin sahip olmak istediği genç kız simgesiydi artık.
Hülya Koçyiğit'in bu imajı sadece filmleriyle sınırlı değildi. Özel yaşamında da seyircisini hiç şaşırtmadı. Bu paralellik 70-80'li yıllardaki filmlerinde kırıldı. Türkiye'nin saf temiz kızı, bu filmlerde cinselliği ve erotizmi keşfetti. Haklarını savunan, kadınlığını keşfeden, mücadeleci, meydan okuyan bir kadın tipi ile çıktı seyircisinin karşısına... Özel yaşamındaki narin, kırılgan kadın ise hep kaldı.
"Susuz Yaz" gibi Türk sinema tarihinin en önemli filmlerinden biriyle başlayan meslek yaşamını bir çok ödülle süsledi, taçlandırdı. En büyük sevdası sinema oldu.
"Film Gibi Yaşadım", "Dört Yapraklı Yonca", "Yıldız; Hülya Koçyiğit" kitaplarıyla şimdilerde sevenleriyle buluşuyor.

"GALİBA FİLM GİBİ DEĞİL FİLMLERDE YAŞADIM"

1964 yılının başlarında Metin Erksan'ın yönettiği Berlin Film Festivali "Altın Ayı" ödülünü alan "Suzuz Yaz" filmindeki Bahar rolüyle, Türk sineması ve seyircisi bir "yıldız" kazandı.Bu belki de sinema tarihinin en şanslı başlangıçlarından biriydi. Şöhret bir anda gelmişti...

"Onu ilk defa, bütün seyirciler gibi ben de, Metin Erksan'ın yönettiği, Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı Ödülü'nü alan Susuz Yaz filminde gördüm. Neredeyse çocuk denecek yaştaydı o 1964 yılının başlarında. Daha ilk filminde yüzünün saflık ve temizlik ifadesiyle dikkati çekmişti".
Ö.LÜTFİ AKAD

Aslında Necati Cumalı'nın köylü kız tiplemesi "bahar" rolü önce Türkan Şoray'a teklif edilir. Ayhan Işık da filmin jönünü oynayacaktır. Ne var ki her iki oyuncu da bu teklifi değerlendirmezler.Gerekçeleri ise şehir dışına çıkmak istememeleridir. Ve sonunda Susuz Yaz'ın Bahar'ı, İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda oyunculuk yapan 17 yaşındaki Hülya Koçyiğit'in üzerinde kalır.

H.K ; "Annem Susuz Yaz filminin çekileceğinin haberini alıyor. Metin Erksan filmde oynayacak bir kadın oyuncu arıyor. Ön seçimler yapılıyor. Ancak oyuncunun kabul etmemesi nedeniyle Metin Erksan tanınmamış, perdede cok yer almamış bir yüz aramaya başlıyor. İki ay Anadolu'da film çekmek özveri işi. Hele ki 1960'larda oyuncuların gözünde büyüyen bir iş. Belki de bu nedenle çekiniyor benden önceki aday. Metin bey ise kararlı. Bir yıldız doğacak. Annem Metin beye benden bahsediyor. Annem ile Metin beyin yazıhanesine gidiyoruz. Metin bey bana uzun uzun baktıktan sonra sonra, bana makyaj yapılmasını ve köylü kıyafeti giydirilmesini istiyor. Fotoğraflarım çekildi. Folklorik bir kıyafet giydim. Deneme çekimi yapılmadı. Fotoğraflara bakıldı. Neticede Metin bey beni role uygun buluyor. Oscar kazanmaya eş benim için"

Koçyiğit aynı yıl "Ses" dergisinin amatör gençler arasında "2 yıldız arıyoruz" başlığıyla düzenlediği "film yıldızı" yarışmasına da girmiştir. Yarışmanın sonuçları açıklandığında Koçyiğit İzmir'in Bademli köyünde Susuz Yaz filminin çekimlerindedir. Yarışmada birinciliği Ajda Pekkan alır. Ancak Koçyiğit Ajda Pekkan'dan sonra en çok oy alan "kapak yıldızı" adayıdır.

H.K ; Ajda Pekkan, yarışmaya benimle birlikte katılan kızlardandı. Yarışmada deneme filmi de çekildi. İzleyenler beni çok küçük buldu, kimisi bana tiyatrocu mu olmak istediğimi sordu. Ne onlar ne ben aradığımızı birbirimizde bulabilmiştik aslında. Deneme filmi sonunda Ajda Pekkan kazandı. Oradaki amaç belliydi. Ses dergisinin jürisinde beni çocuksu bulmuşlardı.

Ses dergisinin yarışması Koçyiğit'e dergide kapak olma imkanı vermez belki ama, yarışma sonuçlarından 6 ay kadar sonra Susuz Yaz sinemalarda gösterime girdiğinde ilk kez kapak olur. Üstelik" Susuz Yaz" Berlin Film Festivali'nde "Altın Ayı" kazanınca, sadece kapak yapmak isteyenler değil, film yapımcıları da peşindedir artık.
Hülya Koçyiğit'in filmdeki performansı çok beğenilmiştir. Gençliği ve saflığı, Metin Erksan'ın başarılı yönetimide keşfedilen yeteneğiyle birleşince ortaya unutulmaz "Bahar" karakteri çıkmıştır.

"Koçyiğit Susuz Yaz filminde taptaze, şalvarlı bir köy kızı cinselliği sergiler. Gerçekte Susuz Yaz, toplumsal gerçekçi bir uyarlama olmasına karşılık bütünü içinde cinsel tutkulara karşılık, kırsal kesimin "şalvarlı erotizmine önemli vurgular yapar."
AGAH ÖZGÜÇ

"Susuz Yaz" dan sonra ilk olarak "Mektepli Kızlar" filmini çevirir. Komedi olarak çekilen bu filmdeki başarısı sıradan bir oyuncu olmayacağının da sinyalerini vermektedir.
Ancak o yılların Yeşilçam'ında dram ve melodram ağırlıklı filmler çevrilmektedir. Hülya Koçyiğit de dönemin bütün genç oyuncuları gibi bu tarz filmlerde yer alır.

"O dönemin anlayışına uygun olarak 150'yi aşkın filminden çoğu salon filmleriydi: Komediler, melodramlar, müzikaller... Ahtapotun Kolları, Son Tren, Sevgili Öğretmenim, Hıçkırık, Vahşi Sevda, Cemile, Samanyolu, Kızıl Vazo, Kezban serisi, Bütün Anneler Melektir, Son Hıçkırık, Tanrı Misafiri gibi filmlerde Koçyiğit herkesi, hepimizi, birkaç kuşağı aynı duygularda birleştirdi, kendimizden hiç utanmadan bizi ağlatıp güldürmesini başardı".
ATİLLA DORSAY

Türkiye filmlerdeki bu kırılgan, masum, başına gelenlere isyan etmeden sessizce katlanan güzel kızı çok sevmiştir.
Aslında özel yaşamında da çok farklı değildir. Bu süreç içersinde çok sevdiği babasını kaybetmiştir. Bir yandan bunun üzüntüsünü yaşarken diğer yandan da gencecik omuzlarında babasız kalan ailenin yükünü taşımak zorunda kalmıştır.

H.K: Düşünüyorum da o zamanki çalışmalarımda ne çok sömürülmüşüm. İnsanüstü çalışıyorduk kısıtlı zaman dilimlerinde. Hiç unutmam: bir sahne çekiyoruz. Benim zaten sinirlerim yıpranmış, 16-17 yaşlarıdayım. "Kamelyalı Kadın"ı canlandırıyorum. Sevdiği erkek ile kızın babası kızının görüşmesini istemiyor ve sevdiği erkeğe para teklif ediyor. Gurur meselesi yapılıyor. Bunun üzerine genç kız sahte bir kimliğe bürünüyor, "şuh kadın"rolü yaparak sevdiği erkeği kendinden uzaklaştırmaya çalışıyor. Babam o günlerde zatüree teşhisi ile hastanede yatıyor. İçim rahat değil. Meğer bunlar olurken sete babamın ölüm haberi gelmiş. Fakat ben büyük tepki gösteririm, işi bırakırım diye benden saklamışlar. Aslında ne kadar insanlık dışı bir şeymiş diyorum şimdi kendi kendime.
Çekimlere devam ediyoruz ama sanki bana malum olurcasına, o şuh kadını oynarken ister istemez gözlerimden yaşlar dökülüyor. Bir elimde kadeh, ağzımda ağızlıklı sigara, şuh bir elbise içinde gözlerim dolu dolu rol kesmeye çabalıyorum. Eve gidince babamın ölüm haberini aldım. Gerisini hatırlamıyorum. Annem dirayetli kadındı ama hiç çalışmamıştı. Bir iş yapmayı bilmezdi. Eğitimime devam etme düşüncesini tamamen kafamdan attım. Bir daha hiç düşünmedim, düşünemezdim.

Koçyiğit'in 1963'den 1970'lerin başına kadar çevirdiği filmler birbiriyle benzer özellikler taşısa da, edebiyat uyarlamalarında da rol almıştır."Vurun Kahpeye","Üç Arkadaş" gibi dönemin önemli ve iddialı filmlerinde başarılı bir performans sergilemesine rağmen, ikinci versiyon olan bu filmler ilk çevirimlerindeki başarıyı yakalayamamıştır.

1970'li yıllara girildiğinde toplumsal değişimle birlikte Koçyiğit gerçekçi filmlerde rol alır. Bu yıllar oyunculuğu için yeni bir dönemin de başlangıcıdır aynı zamanda.
Yılmaz Güney'le "Yiğit Yaralı Olur" ve "Zeyno"da bir araya gelir.

H.K: Açıkçsı, Yılmaz Güney ile film çekmemi teklif ettiklerinde ilk başta şaşırdım ama zamanla bu fikre alıştım. Yılmaz Güney'in filmleri önce Anadolu'da oynardı. Bizim filmlerimiz Yeni Melek Sineması'nda mı gösteriliyor, onun filmleri daha ikinci sınıf salonlarda oynardı. Haliyle ben büyük salonlara hitap ettiğimden, Yılmaz ile yaptığımız filmler de büyük salonlarda oynadı."Şehirleştirdim" diyemem ama büyük şehir insanının kafasındaki Yılmaz Güney imajını birlikte değiştirdik diyebilirim.Zeyno filmi gösterime gireceğinde afişler hazırlandı. Şan Sinemasına afiş asıldı. O olayı hiç unutmam... Afişte üstte Hülya Koçyiğit, altında da Yılmaz Güney yazıyor. Sabahleyin bir de baktık ki Hülya Koçyiğit yazısının üzeri kurşunlanmış. Tabii anladım: Yılmaz gece gidip kurşunlamış afişi.Tabii burada açıklamam gereken bir nokta var. Yılmaz Güney sert bir adamdı, ama mükemmel bir insandı. Onu tanıdıktan sonra kendisine hayran olmadım değil. İnsani yönü çok gelişmiş biriydi çünkü.

Hemen arkasından Lütfi Akad'ın unutulmaz üçlemesi "Gelin, Düğün, Diyet"de oyunculuğunu sergileme fırsatı bulur. Bu üç filmde canlandırdığı köyden kente göç etmiş kadın tiplemelerindeki başarısı, meslek hayatında yeni bir dönemin de başlangıcı olur.

"Susuz Yaz gibi şanslı bir başlangıçtan 10 yıl sonra LÜTFİ Ö.Akad'ın "iç-göç üçlemesi" "Gelin, Diyet, Düğün"le yeni bir dönem açar Koçyiğit. Bu bir olgunlaşma dönemidir. Koçyiğit, 1960'lı yılların başında "Yıldız"laşmış, 1970'lerde ise ayakları yere basan bir "oyuncu" olmuştur. Koçyiğit her iki özelliği birbiriyle içleştiren bir " yıldız oyuncu" dur artık".
AGAH ÖZGÜÇ

"Koçyiğit'in Akad'ın en önemli filmleri arasına giren göç üçlemesi Gelin (1973), Düğün(1973), Diyet'teki(1974)oyuculuğu, onun Yıldızlığını aşar. Bu aslında, bir yönetmenin oyuncusunun içindeki potansiyeli açığa çıkarması, oyuncunun da kendini yönetmenine teslim etmesiyle gerçekleşebilecek bir sonuç olarak değerlendirilebilir. Hülya Koçyiğit yönetmenin yalın, abartısız ve gerçekçi üslubuyla tam bir uyum içinde olmasının üstesinden kendi oyunculuk gücünü dikkate alarak gelir"
AYLA KANBUR

70'li yılların ortalarında, sonraki yıllarda Türk sinemasının "Kara Yılları"olarak değerlendirilecek olan "seks filmleri" furyası başlar. 1980 ihtilaline kadar devam edecek bu süreçte, sinema emekçilerinin büyük bir kısmı dönemin koşullarına teslim olmak zorunda kalır. Yeşilçam zor günler geçirmektedir, tüm oyuncuları ve kadrosu ile.

Hülya Koçyiğit de bu yıllarda, birçok meslektaşı gibi gazinolarda şarkıcı olarak sahne alır.

H.K: Sahneye çıktım.Gülşah filmi kurmuştuk. Sermayesi yok denilecek kadar azdı. Bir film yapılabilirdi.Ancak o film iyi hasılat yapmazsa, ikinci filmi çekecek gücü yoktu firmamızın. Direnmemize yarıyacak bir maddi kaynağımız yoktu.
O dönem sahneye Fatma Girik ve Filiz Akın da çıktı. Daha doğrusu çıkmayan kim derseniz ben bir Türkan Şoray'ı biliyorum. Bir de Yılmaz Güney çıkmadı.Ayhan Işık bile çıktı. Zaten Yılmaz sahneye şarkı söylemeye çıkamazdı. O yıllar siyasal birtakım nedenlerle hapse girmişti. Ender kişiler hariç herkes sahneye çıktı o dönem. Çevremde birçok kişi de sahneye çıkayım diye baskı yaptı. Sesim ve müzik bilgim vardı en azından. Yaşayabilmek, popülaritemi koruyabilmek, istediğim filmleri çekebilmek için paraya ihtiyacım vardı. Açıkçası sahneye çıkmak için de hiç duymadığım, birarada görmediğim bir para teklif ettiler. Ben de o zaman sahneye çıktım. O yıllarım güzel geçti.


Türk sinemasının toparlanmaya çalıştığı, ağırlıklı olarak toplumsal fimlerin çekildiği, yıllardır.Türk sineması imaj değiştirmektedir. İşte tam da bu yıllarda Hülya Koçyiğit Şerif Gören birlikteliği başlar. Filmlerin yapımcılığını ise Hülya Koçyiğit üstlenmiştir.
Koçyiğit bu kez, Gören'in Kurbağalar'ıyla (1985), Firar'ıyla yeni bir "kadın imajı" aşamasına geçer. Bu süreçte değişen imaj, cinsellik ve erotizmdir.

"Bu yeni kimlik değişimi Engin Ayça'nın Bez Bebek/1987)ve Şahin Gök'ün Ponente Feneri(1988) filmleriyle sürer. Naif yapıdaki Kezban tiplemeleriyle (Kezban Paris'te, Kezban Roma'da) duyguyu yücelten, cinselliği reddeden Koçyiğit'in 1980 li yıllarda bu yeni imajı, sadık seyircisine bir an için ters gelmiş olabilir. Tipolojisi açısından "cinsel karizma"sı öne çıkmasa da , Susuz Yaz'da olduğu gibi, bu dönem filmlerinde de cinselliği sergileyiş biçimi kışkırtıcı değildir. Özellikle de Bez Bebek'de içten-içe kaynayan bir kadın tiplemesini oynar ve cinsel patlama ancak erkeğin dokunuşuyla gerçekleşir. 1989, oyuncu olarak "olgunluk dönemi"nin son yılıdır şimdilik. Koçyiğit, Halit Refiğ'in Kemal Tahir uygulaması Karılar Koğuşu'ndaki Malatya Genelevi sermayesi Tözey karakteri ile yine ismine yakışır bir oyunculuk sergiler."
AGAH ÖZGÜÇ

12 yıl sinema filmi çevirmeyen Hülya Koçyiğit "Şellale" ve "Hababam Sınıfı Merhaba" ile tekrar seyircisiyle buluşur.

Dosya: Tülay Yavuz

Kaynak:
Bu dosya hazırlanırken Hülya Koçyiğit'le yaptığımız röportajdan,
"Yıldız: Hülya Koçyiğit" kitabından,
"Film Gibi Yaşadım" kitabından ( Feyzan Ersinan ),
alıntılar yapılmıştır.